Ekonomi dünyası... Medya tetikçilerine dikkat

Türkiye ekonomisi batsın diye her gün höykürenleri kaale almayın. Onları her platformda eleştirin, mahcup edin. Kripto emtialara da balıklama dalmayın... 


 

Son 35 yıldır sağcı, solcu, liberal, devletçi ne kadar ekonomi uzmanı varsa takip etmeye çalışıyorum.  Ana akım medyada analizler yapan uzmanların önde gelenlerinin öngörüleri on yıllardır nadiren tutar. Zira bunlar, holdinglerin, aracı kurumların, simsarların, tefecilerin sözcüsü olmanın ötesine geçemiyorlar. 

Az sayıdaki bağımsız analizciler ise üstü örtük, imalı, dolaylı anlatım yaptığı için halk kitleleri bunları anlayamamıştır.  

Türkiye'nin bugünkü zayıf durumu 5-10 yılın icraatlarından kaynaklanır diyemeyiz. Osmanlı 1700’lerden sonra bilimden, eğitimden, kültürden, üretimden, teknolojiden, akademiden koptu. Akılcı bilimler terk edilip nakilci öğretim modeline yönelindi. Matbaanın gecikmeli olarak bu topraklara gelmesi, ülkedeki üç-beş "fabrikamsı" yapının Ermeni, Rum ya da Yahudilerin elinde olması, halkın yüzde 98’inin okur-yazar bile olmaması, Şeyhülislamların her konuda engel teşkil eden fetvalar yayınlaması, Batıdaki Rönesans hareketinin dışında kalınması, 14 milyon kilometrekareden 786 bin kilometrekareye düşülmesi hep bu çerçeveden değerlendirilmelidir.  

MİRAS TALANI

1923'te kurulan yeni devlet 1938’e kadar her yıl yüzde 10 büyüme başarısını göstermiştir. 15 yıllık süreçte işleri biraz sarpa sardıran durum 1929 yılındaki Dünya Ekonomik Krizi olmuştur.  

1939’dan 1945’e kadar 2. Dünya Savaş'ının ağır koşulları geçerli olduğundan Türkiye'nin gelirlerinin yüzde 70-80’lik dilimi askeri harcamalara ayrılmış, kalkınma hızı eksilere düşmüştür.  

Öte yandan, Osmanlı’dan kalan, günümüzün alım gücü paritesine göre 500 milyar dolarlık borç da 1954 yılına kadar ödendi.  

1938 yılında TC hazinesinde 137 ton altın mevcut idi. 1950 yılında bu rakam 134 tona indi. 3 ton bir azalma söz konusu idi. 50-60 yılları arasında plansız, hesapsız, yağmacı bir ekonomi modeli uygulandı. Hazinedeki altın 17 tona indi. Bu miras talanı bizi devalüasyonlarla yüz yüze getirdi. 1956 yılında 9 TL 1 dolar etmeye başladı. TL’nin değerini hızlı kaybetmesi enflasyon adı verilen derdi ortaya çıkardı. 

1960-70 arasında dar hacimli, kapalı, tarıma dayalı, küçük bir ekonomi ile geçirdik.  

70-80 arasına çok acılı kayıp yıllar diyebiliriz. ASALA’nın saldırıları, Kıbrıs çıkarmasından sonra önümüze konan ekonomik ambargo, kaçakçılık, karaborsa, grevler, siyasal cinayetler, Alevi-Sünni kavgaları, kurtarılmış bölgeler, zayıf koalisyon hükümetleri bizi fakirlik çukurunun içine attı. Ülke 70 Cent’e muhtaç hale düştü. O yıllarda ilkokulda idim. Yağ, şeker, tüp gaz, akaryakıt, ampul karaborsa idi. Yani zor bulunuyordu. Sık sık elektrik kesintileri oluyordu.  

1980-90 yıllarında Türkiye Batının sömürge havuzunun içine atıldı. Ucuz iş gücü, ucuz hammadde, ucuz tekstil imalatı, ucuz turizm ile uyutulduk. Batının üretmekten vazgeçtiği ürünlerin yapımı üzerimize yıkıldı. Bir yandan ayrılıkçı terör azdırılıp Doğu ve Güneydoğunun üretime katkı yapmasının önü kesildi. 

1986 yılında kurulan İstanbul Borsası (İMKB) ilk 10-15 yıl kimsenin dönüp bakmadığı, ilgilenmediği, saygı duymadığı, güvenmediği, Banker Kastelli türü insanların cirit attığı bir mekan olarak kaldı.  

1990’lı yıllardan itibaren özel TV ve radyo kanalları çer çöp bilgileri yaymaya başladı. Ekonomi bilgisi vermeyen, sadece küçük birikimleri çarpma esaslı operasyonlar fikir diye halkın üzerine boca edildi. Ana medyada ekonomi sayfaları ortaya çıktı. Ancak bunlar reklam veren büyük holdinglerin reklam bülteni olmanın ötesine geçemedi.  

Yine 1990'larda yayınlanan haftalık ekonomi(?) dergilerinin tümüne yakınının halkı soymak isteyen büyük balinaların oyuncağı olduğu ortaya çıktı. Çürük emeklilik sigortaları, batık şirketlerin pay senetleri halkın eline tutuşturuldu. 

Türkiye 1990-2000’li yıllarda da koalisyonlar, siyasi cinayetler, hatalı özelleştirmeler, politik çekişmeler sebebiyle çok kan kaybetti. 1994 yılında yaşanan ekonomi kriz ülkenin 2-3 yıllık katma değerinin buharlaşmasına sebep oldu.  

2 binli yıllarda özgür yayıncılık ilk kez vitrine çıkabildi. Sansür, yönlendirme, uyutma, dalavere çevirme, manipülasyon oyunları internetin sayesinde hüsrana uğramaya başladı. 

Esasında Türk halkının pay senetleri piyasasını, dövizi, altını, arsayı, tarlayı, binayı, yabancı ülkelerin borsalarını ve kripto emtiaları tanıması internet sayesinde mümkün oldu diyebiliriz.  

1986’dan 2 binlere kadar borsadaki şirketler hakkında bilgi kaynaklarımız çok sınırlı idi. 1-2 mecradan sınırlı veri alabiliyorduk. 2021 yılı itibariyle bir yatırım enstrümanı ya da şirket hakkında web üzerinden yüzlerce haber, analiz, veri, rakam bulabiliyoruz.  

Özet olarak, bilgileri doğru analiz edebilen, eğitim seviyesi ortalamanın üzerinde olan insanların birikimlerini çarpmak; bilgi çağı sayesinde artık çok güçleşmiştir diyebiliriz.  

1990-2000 arasında “popülist politikalar”, genç yaşta emeklilik, ölü yatırımlar ve ayrılıkçı terör sebebiyle hazine boşalmıştı. Bu kötü durum 2001 yılında kriz olarak ortaya çıktı…  

Yazıyı fazla dağıttım. Bağışlayınız. Sadede geliyorum.  

TÜRKİYE BARAJA TAKILDI

Son 20 yıldır, iktidardaki parti Turgut Özal’ın çerçevesini çizdiği liberal, yarı kapitalist, tüketim ekonomisi eksenli, inşaat ile ilerlemek isteyen bir minvalde ilerliyor. Sadece inşaat, turizm, markasız tekstil ile kalkınmanın mümkün olamayacağını yaşayarak gördük.  

Türkiye orta gelir tuzağı adı verilen 7-10 bin dolar barajına takılıp kaldı. Katma değeri yüksek, teknolojik, yani yükte hafif, pahada ağır mallar üretemediğimiz için döviz, faiz, borsa, enflasyon dengesini sağlayamıyor. 

Ülkemizin ihraç ettiği malların kilogram fiyatı maalesef 1, 2 dolar seviyesini geçemiyor. Almanya, Güney Kore, Fransa, ABD gibi ülkelerin sattığı ürünlerin kilo fiyatı ise 4-5 dolar düzeyindedir.  

Bilimden, teknikten, akademiden, standarttan, inovasyondan kopuk ekonomi modeli bizi yine krize doğru itiyor. Son 5 yıldır döviz, faiz, enflasyon çukuruna iyice savrulduk. Faizi düşüremiyoruz. Haliyle enflasyonun ateşi düşmüyor. Yüksek kredi maliyetleri yatırımların, istihdamın önünü kesiyor.  

Bunlara bir de ölü yatırımlar, şişirilmiş maliyetli projeler eklenince kaynaklarımız hızla eriyor. Bunca derdin üzerine bir de 5-8 milyon yabancı ülke vatandaşının iaşesi eklenince derin bir işsizlikle karşı karşıya kaldık. 

Hasıl-ı kelam derdimiz çok fazla. Bu gidişatı hızlandırmak, patlamanın şiddetini artırmak için uğraşan sahte analizcilerimiz de epey çok. 

"Medya leşkerleri" hemen hemen her gün “Dolar 15 Lira olacak, Altının Ons’u 3000 dolara sıçrayacak, bankalar batacak, ülke moratoryum ilan edecek, borsa çökecek, mevduatlara el konacak vb.” şeklinde halkı galeyana getirici yayınlar yapıyorlar.  

Veriden, etikten, bilgiden, izandan yoksun bu felaket tellalları halkın soyulmasından başka bir işe yaramıyor. “Dolar 15 olacak” dediler. Garibanlar elindeki son parayla 6 ay önce 8,5 TL dolar aldılar. “Altın uçacak” dediler. Ne kadar küçük yatırımcı varsa gramı 550 Liradan altın aldı.  

Son söz 

Türkiye ekonomisi batsın diye her gün höykürenleri kaale almayın. Onları her platformda eleştirin, mahcup edin. Kripto emtialara da balıklama dalmayın... 

Ali Demir Öğretici 

Odatv.com


9,653 Bu habere tepkiniz:
 

İLGİLİ HABERLER